18 Kasım 2017, Cumartesi
Hukuki Haberler
Anasayfa » Hukuki Haberler » Hukuk ile ekonomiyi entegre etmek

Hukuk ile ekonomiyi entegre etmek

Hukuk ile ekonomiyi entegre etmek

Adaletin sağlanması için koalisyonların başarılı olması gerektiğini belirten sosyolog Prof. Dr. M. Kayhan Mutlu, seçim sonuçlarının toplumda bir rahatlama sağladığını anlatıyor Türkiye’nin temel meselelerinin başında hukuk ile ekonomiyi entegre edememeyi sayıyor. ‘Gelişmiş ülkelerde namuslu insana siyasi irade değil, hukuk sahip çıkıyor’ diyor. Tabii ki meselelerin temelinde siyasiler yatıyor ona göre. Çünkü ‘siyasilerin bir bölümü halkından nefret ediyor, halkını sevmiyor; kendi kültürünü benimsemiyor, ama o toplumu idare etmeye kalkıyor.’ Geçmişteki örneklerinin aksine, artık koalisyonların, özellikle adaletin sağlanması için başarılı olması gerektiğini de anlatıyor. Kim mi bu ilginç görüşlerin sahibi? Sosyoloji profesörü Mehmet Kayhan Mutlu. Çok uzun yıllar ODTÜ’de sosyoloji dersleri verdi. Başka üniversitelerde de öğrencileri oldu. 2010’dan itibaren ise Turgut Özal Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde görev yapan Mutlu, medyada yer almaya da pek hevesli değil. Onun için bazı düşüncelerinin, sosyoloji biliminin değil sosyolog Kayhan Hoca’nın kendi görüşleri olduğunu vurgulama ihtiyacı hisseden Prof. Dr. Mutlu, seçim sonuçlarının toplumda bir rahatlama sağladığını da ifade ediyor. -Demokrasiyi sosyolojik olarak vatandaşın günlük sıkıntılarının asgariye indirilmesi olarak görenlerdensiniz. Bu anlamda biz ne durumdayız? Avrupa ülkelerinde demokrasi nedir, nasıl anlaşılmakta ve uygulanmaktadır diye bakarsak o ülkelerde demokrasi ‘sade vatandaşın sağlık-eğitim-barınma-iş bulma gibi temel sıkıntılarının asgariye indirilmesi’ olarak tanımlanır. Bu tanımı daha kolay anlaşılır hâle getirmek için basına yansıyan binlerce örnek arasından birkaç örnek verebiliriz. Mesela birkaç yıl önce Portekiz’de bir köprü çöktü. Hiçbir yaralanan olmadığı hâlde kamu bakanı istifa etti. Geçenlerde Körfez Geçiş Köprüsü’nde bir halat koptu. Japon mühendis intihar etti. 6-7 yıl geriye gidin. Moskova’da, kışın, üniversitede yangın çıktı, birkaç Afrikalı öğrenci hayatını kaybetti. Bu Afrikalı öğrenciler Moskova’nın soğuğuna dayanabilmek için ekstra elektrikli aletler almışlar. Yangının çıkma sebebi de bu. Ve, rektör istifa etti. Benzer şekilde, Soma’da 301 kişi hayatını kaybetti. Ortada suçlu yok gibi bir durum var. Yani Batı toplumlarındaki ‘demokrasi kültürü ve zihniyeti’ tanımı ile Anadolu kültüründeki ‘halka hizmet hakka hizmet’ anlayışı tamamen uyuşmaktadır. Dolayısıyla ülkemizi yönetenler, kendi özümüzü ifade eden Anadolu kültürü içinde kalarak bir siyaset ahlakı ve anlayışı ortaya koysalar Türkiye toplumunun sağlıklı, çağdaş, modern bir yönetime kavuşması hiç zor olmaz. Batı toplumlarında siyaset ‘adalet’ için vardır. Adalet, huzurlu toplumlar demek; huzurlu toplumlar da sağlam ekonomiler ve sağlıklı bireyler demek. Bu böyle iken bilindiği üzere, ülkemiz siyaset yapısı çok az olsa da ‘kişi hırslarına pirim verebilmektedir’. -Demokrasimizi bu açılardan değerlendirdiğimizde ne söylenebilir? Bizde demokrasi daha çok emekleme devresinde. Ama neden böyle? İzahı zor. Bakınız, Mevlana, Bektaşi ve Yunus öğretileri ile ortaya konan Anadolu kültürü evrensel adalet ve insan hakları ile kaplıdır. Bu toplumda hepimizin bildiği sadece binlercesinden bir tane örnek alalım. “Yaradan’dan dolayı” öğretisi mükemmel bir demokrasi ve insan hakları yaklaşımını ele almıyor mu? Batı toplumlarını örnek alırken bu kendimizde olanı dışlama olmamalı. -Son seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kutuplaşmalar üzerinden yürütülen bir süreçti malum… Sanayileşmiş Batı toplumunda demokrasi, ortak akıl ilkesi ile ortaya konur. Son seçim sonuçları ‘ortak akıl’ kültürü ve zihniyetinin önemini netleştirdi. Biliyorsunuz ortak akıl, dünyanın her yerinde adalete ağırlık veren, haksızlıkları mümkün olduğu kadar asgariye indiren mantıktır. Ama siz kalkar da dur bakalım hangi mezheptensin, senin etnik kimliğin ne derseniz ve siyaset anlayışınızı tamamen anlamda uygular olursanız bu ortak akıl olmaz. Kendinize göre etnik kimliğe dayalı bir siyaset yapıyorsunuz ki bu, dünyada yok. Avrupa’ya bakın. Avrupa’nın her ülkesinde hemen hemen 5-10 tane, Amerika’da yüzlerce etnik kimlik var, ana dili var. Demokrasiyi onların tanımı anlamında konuşacaksak artık mezhebe, etnik kimliğe bakarak halkı refaha götürme yolunun açık olmadığını kabul etmeliyiz. . Batı toplumlarında adaleti göz ardı edenler adalete teslim edilirken insan hakları ve demokrasi gereği bakınız neler yapıyorlar. Mesela, bin kişilik bir insan topluluğu ele alalım. Bu bin kişinin 999’u suçlu. Bunu biliyoruz. Ama içlerinde bir tane masum insan var. O bir tane masum insanı buluncaya kadar yasa yürütücüleri hiçbir şey yapmıyorlar. Özetle, kurunun yanında yaş yanıyorsa bu 21’inci yüzyıl anlayışına uygun olmuyor. -Avustralya merkezli, Ekonomi ve Barış Enstitüsü her yıl, belirlediği kriterlere göre Küresel Barış Endeksi sıralaması yapıyor. İlk onda Danimarka, Norveç, Singapur, Slovenya, İsveç, İzlanda, Belçika, Çek Cumhuriyeti, İsviçre ve Japonya var. Türkiye 162 ülke arasında 128. olmuş. Son sırada Suriye bulunuyor. Türkiye’nin böyle bir huzur ortamını yakalaması için neler yapılması gerekiyor? Anadolu kültürünü, o insanların değerlerini alırsanız, o insanların ruhunda, kültüründe demokrasinin mükemmeli var. Hoşgörü var, merhamet var, şefkat, anlayış, vicdan var. Demokrasi deyince o kavramın kendisi kendi başına bir şey ifade etmiyor. Bunun içini yukarıda sözü edilen hoşgörü, merhamet, şefkat, empati, vicdan ile dolu olması şart. Bu durumda demokrasi anlam kazanır. Bunlar da biliyorsunuz bizim Anadolu kültüründe, İslam’ın kendisinde mevcut. Ben hep aynı şeyi söylüyorum. Benim sade vatandaşımda demokrasinin inancı, kültürü var. Ama maalesef biz seçkinlerin bir bölümü onları hep hor görüyoruz. Mesela, kalkıyorsunuz uzun uzun kadın haklarından bahsediyorsunuz; literatürler, araştırmalar, Batı’dan örnekler, Doğu’dan örnekler… Benim ‘cahil(!)’ adam kalkıyor bana diyor ki, bir cümle. Anadolu’daki insanın inancından kaynaklanan bir cümle: “Boynuzsuz koçun, boynuzlu koçtan hakkı vardır.” Bitti. Harika bir söz. Yani, her durumda ve her zaman bir insan daha avantajlı, daha kuvvetlidir ama daha güçsüz olanın onda hakkı var. Bunun daha ötesi var mı? Bu farklılıkları çalışıp ortaya koyarsak, Anadolu kültürü, Anadolu insanı çok mükemmel şekilde demokrasiyi de insan haklarını da o kadar güzel yapar ki yeter ki siyasetçilerimiz siyaseti adalet için yapsınlar. -Orada kantarın topuzu kaçtı herhâlde. Demokrasi parti açmak değildir diyorsunuz… Bu da yanlış mı algılanıyor Türkiye’de? Amerikan seçimine bakın. Obama ile Clinton göze göz, dişe diş mücadele verdiler Demokrat Parti’de. Obama kazandı, Clinton ertesi gün gitti ‘Siz başkansınız, emrinize amadeyim’ dedi. Yani sen topluma hizmet edeceksen, partinin de amacı o ise, işte burada ortak akıl o. Bizdeki kızıyor, gidiyor kendi partisini kuruyor. Ve biz buna demokrasi diyoruz. Yani gerçekten nereden başlayacağız, nereden çıkacağız, onu da anlayamıyorum. -1996’da yaptığınız, Türk Siyasi Yapısının Kritik Analizi diye bir çalışmanız var. Bunu güncelleme imkânınız oldu mu? Türkiye’deki sorun nedir? Bir röportajınızda söylediğiniz gibi ‘Tüm sorunlarımızın ve geri kalmışlığımızın temelinde siyaset kurumu ve Türkiye’nin iyi yönetilmemesini’ mi görüyorsunuz? Bir siyasetçinin bir lafı vardı, ‘Halka hizmet Hakk’a hizmet’ diye. Ama bu popülizm anlamında değil de samimi olarak. Siyasetin amacı bu olmalı. Dolayısıyla başındaki adam bir defa halkını, kültürünü sevecek. Şu kadar ilim hayatımda gördüm ki hepsi olmasa bile siyasetçinin bir bölümü halkından nefret ediyor, halkını sevmiyor. Kendi kültürünü benimsemiyor, ama o toplumu idare etmeye kalkıyor. Yani ben üniversite hocasıyım, sosyoloğum ama öğrencilerimi sevmiyorum. Böyle bir ortamda ders derse benzer mi? Cumhurbaşkanı da, başbakan da, bakan ya da müsteşar da olsa önce kendi kültürüne, kendi insanına hizmet vermekten memnuniyet duyacak. Ama bunlar sadece oy peşinde. Kimden 10 tane daha fazla oy gelir? Bu demokrasiyi de adaleti de sulandırıyor. En sonunda artık kişiler önemli olmaya, makama önem vermeye başlıyor. Ne adalet kalır o ortamda ne demokrasi, ne insan hakları. -Maalesef o çekişmelerden dolayı da koalisyonlar bugüne kadar biraz sıkıntılı olmuş. Siz ne bekliyorsunuz şu süreçte koalisyon ortamından? 1970, 80, 90’lı yıllarda yaşamış nesilden geliyoruz. Dediğiniz doğru. O koalisyonlar maalesef çok değerli hizmetler de vermiş olabilirler ama ülkeye faydalı olmadı. Şimdi öyle bir panik özellikle benim nesilde olabilir. Ama bence o geride kaldı. Geçmişte oldu bugün de olacak diye bir varsayımla olumsuz düşünmeyi ben doğru bulmuyorum. Çünkü halk bu siyasetçileri, muhalefeti dinledi. Onların genelde temel söyledikleri şey, ‘Biz hukuk dışı davranışlara karşıyız. Ve bunu yapmış olan insanları adalete teslim edeceğiz.’ Dolayısıyla böyle bir koalisyon ülke için çok faydalı olur. Çünkü artık kusura bakmasınlar. Yanlışı benim oğlum da yapmış olsa yanlış diye taraf tutmamam lazım. Orada adaletin gerçekleşmesi için yardımcı olmak lazım. Yani koalisyonda olan da olmayan da bence hepsinin sorumluluk hissetmesi lazım. Şimdi zaten dünya dönüyorsa yüce adaletin sınırları içerisinde dönüyor. Biz bunların artık bilincinde olarak hareket etme durumundayız. Sorunuza net cevap vereyim. Bence hayırlı koalisyonlar da rahatlıkla kurulur ve tek amaç da hukuk dışı olan davranışları hukuka davet etme, yanlış yapanlara da hukukun öngördüğü ceza değeri ne ise onları verip halkın vicdanını rahatlatmaktır. -Türkiye’de temel sorunlar neden aşılamıyor? Nerede tıkanıyoruz Hocam? Siyaset adalet için olmak zorunda ve bu nedenle Türkiye’nin temel meselelerinin biri “hukuk ile ekonomiyi entegre edememe” hususu olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde siyasi irade değil, hukuk namuslu insana sahip çıkar. Onun için bir defa hukukun bağımsız olması lazım. Şimdi mesela siyasi hükümet kim olursa olsun bir doçenti, profesörü, bir yardımcı doçenti etkilemez. Çünkü akademik hayatın kendine göre kuralları vardır. Amerika’da, Japonya’da ne ise Türkiye’de ne ise bu kurallar değişmez. Hukuk için de aynı şeyi kesin yapmaları lazım. O zaman hukuk bağımsız olur. Ama bizim hukuk sistemi bu söylediklerimizden o kadar uzak ki! Ekonomi hukukun kontrolünde olması lazım. Batı toplumlarında temel varsayım” insan hileye yakındır” varsayımı olmaktadır. Bu varsayım esasında sade, düzgün insanları, uyanık, fırsatçı insanlara karşı hukuk ile kontrol edilen ekonomi yapısı içinde korumaya almaktadır. Çünkü nedense insan tabiatında nefis diye bir şey var. Hepimizin dürüst olması mümkün değil. Burada siyasi çıkarlar devreye giriyor. O zaman yargının bağımsız olmadığı yerde siz hukukla ekonomiyi nasıl entegre edebilirsiniz ki. Birden bakıyorsunuz Ankara’da mesela şehir planı yok, bir yerden 20 katlı bir bina çıkmış. 20 yıl geriye gidin, 22 tane banka batırdık. Bunların hepsi de o zamanki siyasi iradenin hatası. Yaklaşık 55-65 milyar dolar bu halkın cebinden gitti; ortada suçlu yok. Yani neresinden başlayalım ki! -Bu ahlaken mi siyaseten mi bir sorun? Bence siyaseten. Bu Bankalar Kanunu’nu kim hazırladı? -Sadece bankaların içinin boşaltılması meselesi için sormadım. Bu hukuku ve ekonomiyi entegre edememe veya etmeyi hiç düşünmemek için de sordum. Gerçek bir ekonomi gerçekten dürüstlük ister. Yani kapitalist sistem, bu Türkiye’de az konuşuluyor. Mesela Amerika’da, o kapitalist sistemin el üstünde olduğu yerlerde ‘kapitalist sistemde dürüst bir insanı kimse aldatamaz’ derler. Fakat ona göre de tabii kurallar var. Mesela siz orada bir ev almaya kalkarsanız müteahhidin sizi sıfırlaması hemen hemen imkânsız. Sigorta sistemini koyuyor çünkü. Başka türlü tapu vermiyor. Yani siyaset ve ekonomi… Bizde rahmetli (Turgut) Özal mesela kapitalist sistemin kurallarına göre faizi serbest bıraktı, bankerler ortaya çıktı. Bankerler faciasını yaşadık. Ama birbirine bağlı böyle bir şey bu. Yani uyanık, fırsatçı insanlarımız da var toplumumuzda. Benim inancım, İslam daima doğru yolu gösterir. Tek örneğimiz vardır, Peygamberimiz. Ama Mevlana’sı ile Hacı Bektaş-ı Veli’si ile Yunus’u ile ne bileyim, cumhuriyet dönemi de bize hem fenni, hem inancı, hem aklı tavsiye eder. Dolayısıyla bence birinci suçlu siyasi yapımız, siyasi kültürümüzdür. İnsanlar genel ahlak kurallarına, genel inanç sistemlerine ters düşen bir şey yaptığı zaman toplumun duyguları önemli ölçüde hırpalanıyor, zedeleniyor. Dolayısıyla dediğiniz çok doğru. Yani İslam’ın kendisini, özünü tahrip eden yetkililerimiz maalesef var.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Free WordPress Themes - Download High-quality Templates