18 Kasım 2017, Cumartesi
Hukuki Haberler
Anasayfa » Hukuki Haberler » Kılıçdaroğlu: Akılla yönetilmeyen bir ülkede adalet de olmaz, hukuk da olmaz

Kılıçdaroğlu: Akılla yönetilmeyen bir ülkede adalet de olmaz, hukuk da olmaz

Kılıçdaroğlu: Akılla yönetilmeyen bir ülkede adalet de olmaz, hukuk da olmaz

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti akılla yönetilmiyor. Akılla yönetilmeyen bir ülkede adalet de olmaz, hukuk da olmaz” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Üzülerek söylüyorum, içim yanarak söylüyorum Türkiye Cumhuriyeti akılla yönetilmiyor. Akılla yönetilmeyen bir ülkede adalet de olmaz, hukuk da olmaz” dedi.

CHP TBMM Grubu 5. Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı, Antalya Belek Turizm Bölgesi’ndeki bir otelde başladı. Eski CHP Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, CHP milletvekilleri ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerinin katıldığı toplantının açılışında konuşan Kılıçdaroğlu, cumhuriyetin 91’inci yılında Ermenek’ten gelen haberin yürekleri burktuğunu söyledi.

Devletin akıl ve bilimle yönetilmesi gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, çağdaş dünyanın benimsediği ve kabul ettiği bu olgunun Türkiye’de hayata geçirilemediğini savundu. Devletin kin, öfke, intikam duygusuyla yönetilemeyeceğini, akıl ve bilimle yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Üzülerek söylüyorum, içim yanarak söylüyorum Türkiye Cumhuriyeti akılla yönetilmiyor. Akılla yönetilmeyen bir ülkede adalet de olmaz, hukuk da olmaz” diye konuştu.

İş kazaları

Akılla yönetilen bir devlette iş kazalarının iş cinayetlerine dönüşmediğini, kitlesel ölümlerin gerçekleşmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, birçok ülkede yer altında insanların çalıştığını, oralarda da zaman zaman kazalar olduğunu fakat Türkiye’deki gibi kitlesel ölümlerin yaşanmadığını kaydetti.

Türkiye’nin iş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü olduğuna değinen Kılıçdaroğlu, “Bu da Türkiye’nin akılla yönetilmediğini gösteriyor, bilimle yönetilmediğini gösteriyor. Gönül isterdi ki ahlakta birinci olalım, yaşam standardında birinci olalım, demokraside birinci olalım ama biz iş kazalarında Avrupa birincisiyiz” dedi.

Akılla yönetilen bir ülkede yer altında çalışmayla ilgili bütün risk unsurlarının masaya yatırıldığını, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ortaya koyduğu standartlara bakıldığını ve bütün riskler yok edildikten sonra işçinin yer altına inmesine izin verildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, Türkiye’de ise doğru dürüst eğitimden geçirilmeden işçilerin yer altına indirildiğini, bunun sonucunda kitlesel ölümler yaşandığını vurguladı.

“Cinayete el konulmaz”

Kazanın ardından Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, valiler, kaymakamlar ve milletvekillerinin olay yerine geldiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Neymiş? İş kazası olmuş, el koymaya gidiyorlar. Cinayete el konulmaz, iş cinayetine el koyacak kişinin adresi bellidir, devletin savcısı el koyacak o kadar. Sonra üçüncü perde, gidiyorlar oraya başlıyorlar şikayet etmeye. Her önüne geleni şikayet ediyor. Ya kardeşim sen nerede oturuyorsun? Cumhurbaşkanlığı koltuğunda. Nerede oturuyorsun? Başbakanlık koltuğunda. Nerede oturuyorsun? Bakanlık koltuğunda. Sen şikayet edersen bu vatandaş şikayetini kime anlatacak? Geldiğimiz nokta bu. Akılla yönetilmeyen bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Günlük kararlarla bir devlet yönetilmez.”

Kazanın ardından sendikaların suçlanmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, “Neymiş? Sendikalar yer altına inecek işçileri eğitmiyorlarmış. Bunu söyledikleri zaman emin olun içimden bir şeyler koptu. Ülkemizde sendika mı bıraktınız? Hangi maden ocağında doğru dürüst sendika var?” diye sordu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın sözleri

Ermenek’te yaşanan maden kazasının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in sözlerini de eleştiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“(Efendim) diyor, (Bir maden ocağını kurallara uymadı diye kapatıyoruz, 50 kişi araya giriyor açtırmak için). Müthiş bir itiraf. Bu itirafta bulunduğu için de bu bakanı kutluyorum ama başbakanlık koltuğunda oturan kişiye de şunu sormaktan kendimi alamıyorum: Şimdi sen o bakanı çağırıp, (Gel arkadaş bu maden ocağıyla ilgili müfettiş raporu vardı, kapatma kararı alman gerekiyordu, kimler araya girdi, hangi gerekçeyle sen maden ocaklarını açtırdın) bunu sorabilir mi? Ağabeyinden izin isteyecektir mutlaka. Başbakansın sen, ağabeye muhtaç değilsin. O koltuğun hakkını vereceksin, çağıracaksın o bakanı bunun hesabını soracaksın. Araya girenler arasında ayakkabı kutusu sahibi olan var mı, çikolata kutusu sahibi olanlar var mı, bakanlar, bakan çocukları, başbakanlar var mı?”

Medyada çıkan bazı haberler

İktidara yakın medya grubunun Ermenek’te yaşanan kazayla ilgili sadece patronları suçlayıcı haberler yaptığını, iktidarın aleyhine bir haber yapmadıklarını savunan Kılıçdaroğlu, “Onları ben çok iyi anlıyorum, iktidarı korumaları gerektiğini de anlıyorum. Çünkü onların genel yayın yönetmenleri bir kamu bankasına telefon edip, (Oğlum Süleyman, 2 milyon gönder, işçinin maaşını ödeyeceğim) dediğini de biliyorum. İktidar giderse bir daha telefon edemeyeceklerini çok iyi biliyorlar” dedi.

İktidara yönelik “Taşeronlaşmayı sen getirdin, sendikacılığı öldürdün, sendikadan medet umuyorsun” diye eleştirilerde bulunan Kılıçdaroğlu, iktidara yer altı işletmelerinde sendikacılığın zorunlu hale getirilmesi yönünde teklifte bulunduğunu kaydetti.

İstifa çağrısı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e istifa çağrısında da bulunan Kılıçdaroğlu, “Ben maden ocağını kapatıyorum, 50 kişi araya giriyor ben açmak zorunda kalıyorum” diyen bir bakanın siyasi ahlak gereği istifa etmesi gerektiğini savundu.

Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhuriyet fazilettir diyoruz, cumhuriyet erdemdir diyoruz. Eğer cumhuriyet erdemse, faziletse o koltuktan ayrılacaksın kardeşim. Kendine saygı duyuyorsan, ailene saygı duyuyorsan, yer altında kurtarılmalarını umutla beklediğimiz o işçilere ve ailelerine saygı duyuyorsan hükümetten çekileceksin, (Ben beceremedim) diyeceksin.”

Kılıçdaroğlu, 1995 yılında yer altında çalışan maden işçileri için iş güvenliği ve sağlıkla ilgili bir sözleşme bulunduğunu, 2014 yılına gelinmesine rağmen hala bu sözleşmenin TBMM’den geçmediğini belirterek, bu sözleşmenin parlamentonun gündemine getirilmemesinin sorgulanması gerektiğini bildirdi.

“Çalışma koşulları Türkiye’de felaket”

Çalışma koşullarının Türkiye’de “felaket” olduğunu, işçinin emeğinin “vahşi kapitalizme teslim edildiğini” savunan Kılıçdaroğlu, işçilerin çalışma koşullarını merak edenlerin İstanbul Davutpaşa’ya, Zeytinburnu’na, Merter’e gidebileceklerini söyledi.

“Bir lokmaya bırakın 8 saati, 12 saat aralıksız çalışan var” diyen Kılıçdaroğlu, “Yer altında çalışan işçinin yer üstüne çıkıp ekmek yemesini yasaklayan bir düzeni siz nasıl savunacaksınız? Burada çalışan işçilerin etnik kimliğine bakan var mı? Yok. İmanına bakan var mı? Yok. Yaşam tarzına bakan var mı? Yok. Çünkü vahşi kapitalizmde emeğin sınırsız sömürülmesi var” diye konuştu.

Siyasetin para, kişisel hırs, makam, mevki için yapılmayacağını, insan mutluluğu için yapılması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, iktidarın bunları unuttuğunu, kişisel çıkarları ve yandaşları için siyaset yaptığını iddia etti.

“Demokrasilerde vesayet olmaz”

Demokrasilerde vesayet olmadığını, CHP’nin de vesayeti kabul etmeyen bir siyasi gelenekten geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, iktidarın da vesayetten şikayet ettiğini söyledi.

Demokrasinin derinleşmesi ve birinci sınıf demokrasi için, 12 Eylül askeri darbe döneminde yapılan yasaların değiştirilmesi için iktidara teklifte bulunduklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, bu talebin iktidar tarafından görülmediğini iddia etti.

İktidarın, inanç, etnik kimlik, yaşam tarzı bağlamında ayrıştırdığını, toplumu böldüğünü savunan Kılıçdaroğlu, toplumun özgürce düşünmesinin önüne set çektiğini öne sürdü.

Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet tarihimizde 21. yüzyılın başında Ortaçağ’a geri dönüş yaptık. İnanç, etnik kimlik ve yaşam tarzı üzerinden siyaset, toplumu ayrıştırdı ve kutuplaştırdı. İktidar bundan besleniyor, cebini dolduruyor ama sokaktaki vatandaş bunu görmezlikten geliyor” dedi.

“Birileri için özel hukuk yoktur”

Aklın egemen olduğu bir yönetimde hukukun üstünlüğü ve adalet kavramlarının yüce kavramlar olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, bu ülkelerde birileri için özel hukuk bulunmadığını, “darbe anayasası” diye tanımlanan mevcut anayasada bile “Hiçbir sınıfa, zümreye imtiyaz tanınamaz” diye açık hüküm konulduğunu söyledi.

Türkiye’de vatandaşların eşit koşulları olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“İki lira çaldı diye garibanın çocuğu 15 yıl cezayla yargılanıyor. Ayakkabı kutularında, yatak odalarındaki kasalarda milyonlarca dolar çalanlar ellerini kollarını sallayarak geziyor. Hırsızlığın prim yaptığı bir düzen olabilir mi? Hırsızların el üstünde tutulduğu bir düzen olabilir mi? Bu düzeni yıkmak zorundayız, bu düzene karşı mücadele etmek zorundayız.”

Vesayetten söz eden bir iktidarın kendi hukukunu oluşturmaması gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Hukukun üstün olduğu bir toplumda hukuk iktidarın sopası değildir. Hukukun egemen olmadığı bir toplumda siyasal iktidarın sopası mahkemelerdir” dedi.

“Hitler’in taktikleri”

Tek parti iktidarıyla devletin iç içe geçtiğini savunan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Tek parti devletlerinin bir özelliği daha var, içte ve dışta sürekli düşman yaratmak. Düşman yaratarak gidersiniz. Bunlar Hitler’in taktikleridir. 21. yüzyılın başında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin izlediği taktikler Goebbels ve Hitler’in taktikleridir. Bütün yurttaşlarımın bunu bilmesini isterim. O tablo Almanya’yı felakete götürdü, bu tablo da korkarım ki Türkiye’yi felakete taşıyacaktır. Ben ana muhalefet partisinin genel başkanı olarak bunları söylemek zorundayım, toplumu uyarmak zorundayım. Yargıyla oynuyorlar, yargıyı sopa olarak kullanıyorlar. Kendileri için kullanıyorlar. Biz hakimi ne diye bilirdik, savcıyı ne diye bilirdik? Savcı devletin savcısıdır. Bir vatandaş haksızlığa uğramışsa onu savunur. Savcılar o işi bıraktılar. Kimi savunuyorlar? Kimse kusura bakmasın, hırsızları savunan savcılar çıktı. Nasıl korursunuz hırsızlık yapanları? Süreç Deniz Feneri ile başladı. Hırsızı soruşturan savcıyı soruşturdular. Şimdi 17 Aralık, 25 Aralık sürecini kapatıyorlar. İstedikleri kadar mücadele etsinler, istedikleri kadar kapatsınlar, bir tek CHP’li bile hayatta kalsa biz bu dosyayı kapatmayacağız.”

Yeni yasa tasarısı

TBMM’ye getirilen güvenlikle ilgili yeni yasa tasarısını da eleştiren Kılıçdaroğlu, yeni yasa ile “makul şüphe” iddiasıyla bir kişinin hapse atılabileceğini, mal varlığına el konulabileceğini, bu kişiyi savunacak avukatın da ilgili dosyayı göremeyeceğini söyledi.

Salondaki bir partilinin, “Hitler’in taktiği bu” sözleri üzerine Kılıçdaroğlu, “Hitler’in bile aklına gelmemiştir bu emin olun” diye cevap verdi

Gelinen süreçte hükümetin ömrünün bittiğini savunan Kılıçdaroğlu, hükümetin kanunu çıkararak kendi yandaşlarını zengin etmek istediğini iddia etti.

Tezkere

Meclis’ten çıkan tezkereyi de eleştiren Kılıaçdaroğlu, Türkiye’nin dış politikada duvara çarptığını öne sürdü. “Ben kendi ülkemin topraklarına yabancı bir askerin postallarının değmesini istemem. O postalların Türkiye’ye gelmesinden ben rahatsızım” diyen Kılıçdaroğlu, tezkereye “Evet” diyenlerin bunun hesabını vermesi gerektiğini kaydetti.

Türkiye’de üniversite mezunu gençler başta olmak üzere işsizlik sorununun tırmandığını, iş bekleyen gençler dururken ülkeye gelen Suriyelilere iş bulunduğunu savunan Kılıçdaroğlu, “Kimse kusura bakmasın, işse önce benim insanım iş bulacak” dedi.

“Sosyal devlet nerede”

Kılıçdaroğlu, geçen hafta sel felaketinin yaşandığı Manavgat ilçesinde esnaf ziyaretinde bulundu.

Burada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, genel sağlık sigortasıyla ilgili bir soru üzerine, genel sağlık sigortası geldiğinde sağlığın parasız olacağının, 18 yaşına kadar hiç kimsenin 5 kuruş para ödemeyeceğinin söylendiğini, gelinen noktada sadece bir noktada değil birçok noktada para ödendiğini kaydetti.

Kılıçdaroğlu, “Hastaneye gidiyorsunuz para ödüyorsunuz, ilaç alıyorsunuz para ödüyorsunuz, emekli aylığı alıyorsunuz oradan da kesilmiş, özel hastanelere gidiyorsunuz orada da para ödüyorsunuz. Sosyal devlet nerede” diye konuştu.

Çözüm süreci

Çözüm süreciyle ilgili soru üzerine Kılıçdaroğlu, baştan beri böyle bir çözüm süreci olmayacağını söylediğini belirterek, şöyle devam etti:

“İki taraf birbirine güvenmiyor. İki taraf masaya oturmuş, ne konuştuklarını bilmiyoruz. Biz ne dedik, bu işi çözecekseniz şeffaf olacaksınız. Toplumsal desteğiniz olacak, neyi nasıl yapacağınızı çıkıp millete anlatacaksınız. Kapalı kapılar ardında birileri oturuyor, masanın bir ucunda Abdullah Öcalan, diğer ucunda Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu konuşuyor, ne konuştuklarını biz bilmiyoruz, ne söylediklerini de biz bilmiyoruz, hangi sözler verildi, hangi taahhütler verildi onları da bilmiyoruz. Kapalı kapılar ardında Türkiye’nin en temel sorunu çözülmez, çözümsüzlük üretirsiniz. Zaten bu hükümetin de gitme zamanı geldi. Akılla yönetilir bir ülke, akılsızlıkla değil. Aklı devre dışı bırakırsanız kaosu yaratırsınız. Bakın şiddet geldi, 40 vatandaş öldü. Niye öldü, bunun hesabını kim verecek? Normal demokrasilerde bunun hesabını veren bir siyasi otorite olur, bizde hükümet sorun olmaya başladı. Kendisi sorun olan bir hükümet sorun çözemez.”

Manavgat’taki sel felaketi

Manavgat’ta yaşanan sel felaketinin ardından esnafın büyük bir zararla karşı karşıya kaldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, zararın bir an önce ödenmesi gerektiğini kaydetti.

CHP milletvekillerinin de konuyla ilgili bir meclis araştırma komisyonu kurulması için önerge vereceğini anlatan Kılıçdaroğlu, “Konunun takipçisi olacağız” dedi.

Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen’in felaket sırasında Antalya Büyükşehir Belediyesini yanında göremediği için son derece üzgün olduğunu da ifade eden Kılıçdaroğlu, “Özellikle bazı kanalların zamanında temizlenmesi gerekiyordu. Çünkü Büyükşehir Belediye Yasası çıktıktan sonra altyapı tümüyle büyükşehire devredilmişti, belediyenin yapacağı bir şey yoktu. Büyükşehir Belediyesi görevini biraz ihmal etmiş, umarım bundan sonra böyle bir şey olmaz” diye konuştu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Free WordPress Themes - Download High-quality Templates